KARL Gallery | News, KARL Gallery has been established by KARL Institute in 2014 as a part of its not-for-profit activities, with the aim to carry out various projects and programs in the field of art..., Art, Photography, Contemporary, Painting, Exhibition, Gallery, Beyoglu, Taksim, Istanbul, Emre Ünal
EMRE UNAL
05/2014
Moda fotoğrafçısı Emre Ünal'ın işlerini bilenler, takip edenler moda dergilerinde veya bağımsız yayınlarda karşılaştıklarında tanırlar. Ünal, meziyetlerine bir yenisini daha ekledi: Galata'nın yeni sergi mekanı Karl Gallery'de 'Journey' adını verdiği ilk kişisel sergisini 9 Mayıs'ta açıyor. Bu vesileyle hem işlerini hem de yeni yolculuğunu konuştuk.

Sergi'nin adı: 'Journey'. Yolculuğunda bize ne anlatıyorsun?

Basit ve sade bir ad buldum, kendi gözümden bir seyahate çıkarmak istedim. Aslında aklımda farklı şeyler var ve ikinci sergime hazırlık yapıyorum. Bu sergi kendime yolculuğun da ilk adımı niteliğinde ve yolda karşıma neler çıkacak benim için de yeni bir keşif olacak.

Sergi fikri nasıl oluştu?

Aslında ilerleyişi çok enteresan oldu. Bora Özbek ve KARL Institute bir sergi mekanı açmak istiyorlardı. Bora "Genç sanatçıların işlerini sergileyebileceği bir mekan olsa ve imkan sunulmamış yetenekli kişilerle bir araya gelsek nasıl bakarsın" diye sordu. Sezer Arıcı da beni ilk sergimi açmak konusunda oldukça destekleyince ortaya güzel bir buluşma çıktı.    

Emre Ünal’ın başarılı bir moda fotoğrafçısı olarak tanıyoruz. Bu sergide senin hangi tarafın ile tanışıyoruz?

Hep bize biçilmiş roller var ama oysa biçilmişlerin dışında olan başka şeyler de var. Hep onların arasında kalırsın. Ben genellikle onların arasında arasında kaldığım için belki de bunları çekiyor olabilirim. Bir gerçeklik var bir de hayatın getirdiği istekler ve bu yüzden herhangi bir maddenin şeklini bozmayı seviyorum. Sade dümdüz bile olsa bir şekilde dayanamıyorum bozuyorum. Birazcık inceliyorum; “Başka ne yapabilirsin” diyorum.

Belki bize gerçeklik olarak dayatılan şeyi reddediyorsun ve kendi gerçekliğini yaratıyorsun…

Aynen. “Onu niye yapıyorsun” dersen inan bilmiyorum. Birşey arıyorum, yeni bir biçim belki anlatım ama adını henüz koymadım. Yolda tanışacağım kendisiyle.

Çektiğin moda fotoğrafları üzerinden çağın güzellik anlayışını tariff ediyorsun. O dünyanın formunun çerçevesi belli ve sergideki işlerinden başka bir dünyası var. O mecrada nasıl birisin?

Herkesin bildiği o güzellik kavramını minik de olsa bozmaya çalışıyorum. Benim görmek istediğim kadın ya da adam o tip değil. Kimliği olması lazım. Deli ise bile bir kimliği olması lazım. Onu bir tık bile olsa verebilirsem ne mutlu bana. Sorduğun sorunun hep bir karmaşasını yaşıyorum. Kendi kadınımı orada nasıl yansıtabileceğimi düşünüyorum. Biraz bedenini düz tutmaya çalışıyorum, aşırı kadınsı olmasını istiyorum, daha zamansız olsun, no name olsun istiyorum, kadınsa kadın olarak, erkekse erkek olarak…

Sunulan kadın algısını nasıl buluyorsun?

Gerçeği biliyorum, gerçeğin bu olmadığını biliyorum, mış gibi oluyoruz hepimiz işte. Hepimiz gerçeği biliyoruz, aynı ay 5 tane ayakkabıya ihtiyacın olmadığını biliyorsun. Belki bağımsız çektiğim moda dergilerinde bir parça da olsa alay eder gibiyim. Pantolonu kafasına bağlayabiliyorum. Make up’ı ağlayan bir surat yapabiliyorum. 1920’ler ve 30’ların ağlayan kadınlarına benzetebiliyorum. Daha farklılaştırabiliyorum ve altında jean oluyor o sırada. Ama bağımsız olduğum dergilerde yapabiliyorum bunu. Onun dışındaki dergilerde o masala saçlı kız değilim dedirtmeye çalışıyorum. Tabii eğer benden özel istekler yoksa veya derginin çerçevesi belli değilse yapabiliyorum. Kendim moda çekiyorsam klasik olmasın, tuhaf olsun, heykele benzesin, hep kafamdan başka şeyleri düşünüyorum, hani bir tık herkesin algıladığının aksine daha ne yapabilirim diye. Tabii içinde bulunduğum ülkenin şartları da çok etkiliyor.

Peki kadınlar neyi satın almak istiyor?

Londra’da veya Paris’te durum farklı ama burada azınlık olduğumuzu düşünüyorum. Genelin modadan çok anladığını düşünmüyorum. Sebebini söyleyeyim; azınlık olmamız, okuma oranının çok düşük olması, ülkenin durumu malum. Yani zengin gibi gözüküyoruz ama değiliz. O yüzden mış gibi oluyoruz. Hep bir arada kalıyoruz her şeyde. Doğu ile batının arasında kalıyoruz. Öyle mi olsam böyle mi olsam? Genel olarak Türkiye’nin içinde bulunduğu duruma bakarsan öyle bir durum var. Kültür seviyemizin düşük olduğunu ve bütün sistemin böyle işlediğini düşünürsek müzemik yok, galerimiz az ve kıyafet kanunu gelmiş bir ülkede yaşıyoruz… Yine de ister istemez gerideyiz, yakalamaya çalışıyoruz ve her defasında arasında kalıyoruz.

Dergiler için çektirdiğin fotoğraflara bakan tanımadığın kişileri çaktırmadan izler misin?

Bağımsız dergilerdeki işlerime baktıklarında insanların suratları değişiyor. O bakış hoşuma gidiyor. Mesela gördüğü şeyden hiç hoşlanmıyor oluşu acayip hoşuma gidiyor. Dergiyi bitirip tekrar başa dönüp o fotoğraflara bakıyor ve ona gore güzel olmayan şeyi hatırlamış oluyor. Rahatsızlık vermeyi seviyorum zaten. Rahatsız olduğu için dönüp tekrar bakıyor. Oysa onun estetik algısına hiçbir şekilde uymuyor. Makyajı, saçı, giyimi, kuşamı ve tavrı özellikle. Çünkü güzel dediğin kadın, ağzı burnu yerindedir, mükemmel photoshop vardır, almak isteyeceği kıyafeti giyer. Saçları mükemmeldir ve parlar zaten. Şişman insanlara kapakta yer verselerdi olay gerçekten değişirdi.

Sergideki işlerine dönersek, buradaki inasanı nasıl tariff edersin?

Sokakta sanmıyorum karşılaşacağımızı. Garip bir şekilde sergide bir tane kadın var. Erkek de kadın gibi. Eminim bildiğimiz estetik ya da görsel algıların hiçbirine uygun değil zaten. Bilerek tuhaf yapmıyorum ama nasıl tariff edeceğimi bilmiyorum. Var olduğundan farklı bir noktaya koymak istiyorum ki yine aynı şey oluyor; ya gıcık olacaksın o fotoğrafta ya da seveceksin. İkisinin arası falan yok. Ya sevmeyecekler yada sevecekler. Çünkü bende aynı hissi uyandırıyor benim fotoğraflarım. Ya gıcık oluyorum ya seviyorum.

Zamanla hissin değişiyor mu?

Yok şu ana kadar hiç değişmedi. Başkalarının fotoğraflarına karşı daha ılımlıyım hatta ve daha bir sevgi doluyum. Şu sebepten olabilir; çektiğim zamanki duygumu biliyorum.

Onu koruyor musun?

Koruyorum. O duyguyu hatırlıyorum ve her o fotoğrafa baktığımda o duyguyu hatırladıkça gıcık oluyoruma ama gıcık olduğum zaman da hoşuma gidiyor. Bir duygu yaratıyor ya sevimsiz ya da sevimli bir duygu ama benim için nesef alan bir şey. Ruhumu merak ediyorum. Çünkü o ruha ihtiyacım var.

Sergideki işlerinde beraber çalıştığın modeller kimler?

Biri arkadaşım Onur, diğeri bir model kız ve bir arkadaşımla daha çalıştım. Benim nü’lerim de var aslında. Ama sergidekiler tam deforme olmuşları değil. Bir sonraki yolculuğumun aşamasında emin olmadığım için sergide yer vermedim. Gitmek istediğim noktaya nü’den gitmek istiyorum… Çünkü işi bozmayı seviyorum ve bundan vazgeçebilir miyim bilmiyprum. Ama nü’yü ayrı bir yerde başka bir formatta da bozabilirim. Şu anda antremanını yapıyorum. Ben zaten hep söylüyorum; sanatçı olmak ne demek? Herkesin fotoğrafçı olmasını hiç aklım almıyor mesela. Teknoloji ilerleyip her şey kolaylaşınca bizde de dijitalin çıkması gibi mesela.

Nedir hayalin?

Yolculuk benim gittiğim her yerde değişiklik gösterecek o yüzden çok net bir şey söyleyemiyorum. Olursa hayalimde değil Ekim gibi gitmek var. Sezer Arıcı ile Londra’ya gidip şansımızı deneyeceğiz. Bakalım havayı koklayalım belki o hava başka bir yere götürür, o yüzden söyleyemiyorum. Ruhumda içerde biliyorum bir şey olacak bu mutlaka moda fotoğrafı ile olmak zorunda değil. Ben kendi fotoğrafıma bile en sert eleştiriyi yaptığım için belki sonsuza kadar hiç serge açmamış olabilirdim.

Sergide bir de videon var…

Çok basit bir konu: Kadın ve erkek. Onur erkekken kadın, ben de kadınken erkek gibi davranıyorum, hep bir tezat var. Tam kadın gibi davranmıyorum ister istemez. İçinde bulunduğum şartlar ve koşullardan dolayı o kadar çok çalışmam gerekiyor ki en fazla kendime yapabildiğim şey saçımı boyatabilmek oluyor kadın olarak. Fotoğrafını çektiğim imaj kadınlar gibi yaşamıyorum ve kendi hayatıma bakınca çok surreal geliyor.

Vakit mi yok gerçekten yapamaz mısın?

Vakit yok ve kendi başıma bir şey yapmak çok zorlaşıyor. Her defasında fotoğraf çekmeyi tercih ediyorum. Moda fotoğrafçısı olunca, işin içinde olunca her sene kaç tane, ne alabilirsin uzaktan bakıyorsun? Kimin ihtiyacı var ki gerçekte diyorsun. O evlenme programındaki insanlara bakıyorum. Çünkü merak ediyorum ne konuşuyorlar? Nasıl bir kafadalar? Nasıl bir dünyadalar? Ben hangi dünyadayım dediğim oluyor yani.

‘Artık yeter noktasına gelmiş görünüyorsun. Bu yolculuk Londra’ya gitme planın…

Bravo valla her şeyi çözdün. Bir şeyi yapmayı istiyorum ama o şeyi niye burada yapmıyorsun dersen sınırlarım olsun istemiyorum onu burada yaparken. Yoruldum artık bu ülkede her şeye bir sınır konmasından. Daha sanatımdan bile bahsetmeden dergide çıkan moda fotoğrafında bile sürekli aynı şeyi yaşamaktan bir çıkmazda aynı tekrarın içinde dönmekten sıkıldım. Tek başına bir şeyi değiştiremiyorsun çünkü. Bir tek sen öyle düşünüyorsun, hiçbir şey değişmiyor. Maksimum yapabileceğin şey çok güzel çok hoş bağımsız dergiler var onlarda yaparsın ama her şey birbirini dolaylı etkilediği için orada tıkanıyorsun. Cebinden ver ama nereye kadar vereceksin?

Senin mesleğinin dünyadaki karşılığı nasıl?

Mutlaka tek bir tip olmak zorunda değilsin. “Sen bu kadın ya da adam da olabilirsin, ha bunlar değil misin, sen güzellik anlayışlarına uymuyor musun o zaman sana bunu sunalım” diyor. Onun da bir sektörü var ve bu bana çok tuhaf geliyor. O da kurgulanmış. Çünkü bütün bağımsız dergiler büyük grupların altından çıktı. Orada zamanında çalışan insanlardan çıkma. Onlar da sıkıldı çünkü, yeter durumu var ve kimde mükemmel değil. Eninde sonunda daralıyorsun. “Niye kadın böyle” diyorsundur belki. Ya da mutlaka sırtına mı asmak zorunda çantayı yani belki bacağıma bağlayacağım…

28 yaşındasın ve gelecekteki fotoğrafında neler var?

Şeklim olarak yok ama tavır olarak var. Çektiğim işi üç kişi bile farkediyorsa benim için çok kıymetli. Gittiğim yolda küçük de olsa bir iz bırakırsam ne mutlu.

Sana baktığımızda seninle ilgili hangi tavrı hatırlamamızı isterdin?

Şu olabilir: “Abi bende yapabilirim ya” duygusu. Türkiye’de yaşıyorum ve üçüncü dünya ülkesi olarak geçiyor. Londra’ daki birinin işini görüp 18 yaşında bir şeye başlıyorsam ve onu hatırlayabiliyorsam o fotoğraf karesini; bu başka bir şey. Benim hissettiğim duygu bu. Belki o geldiğim nokta bir şey olmayacak ama çoktan yola çıkmış olacağım. Başka öğretilere sahip olmuş olacağım. Milyon tane insanla tanışmış olacağım ve hayatta bir tavrım olacak. Öyle yada böyle. Gözüm açık gitmeyeceğim. Cesaret verebilmek istiyorum. Beğenilmekten bahsetmiyorum, ölünüp bitilmekten bahsetmiyorum oraları ben bilemem insanlar bir şeyi ya severler ya sevmezler zaten yani.

Merak edilmek istiyorsun…

Evet. “Bu iş çıkıyor ve nasıl bir yaşantısı var ki bu iş oluyor? sorusu akıllarından geçsin istiyorum. İyi ya da kötü farketmez. Hani neyin kafası dersin ya… Çünkü o merak 10 kişiyi götürmüyorsa 1 kişiyi götürür mutlaka. Dağın ucunu görüyorum ve orada bir yer var diyorum o kadar. Önce oraya gideyim, belki ondan başka bir şeye dönüşecek.
EN/ TR